Ocak 2026 itibarıyla Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun ABD özel kuvvetleri tarafından yakalanarak ABD topraklarına götürülmesi; sadece Latin Amerika için değil, Pekin ve Moskova için de milyarlarca dolarlık bir "belirsizlik fırtınası" anlamına geliyor. 2020 yılında başlatılan ve 2025 yılında Maduro’nun başına konan ödülün 50 milyon dolar seviyesine çıkarılmasıyla tırmanan süreç, askeri bir operasyonla sonuçlandı.
Çin’in "Kredi Karşılığı Petrol" Modeli Çöküyor mu?
Çin, 2007-2016 yılları arasında Venezuela'ya yaklaşık 60-67 milyar dolar kredi sağlamıştır. Maduro'nun denklemden çıkması, Pekin’in bu riskleri üstlenmesine, hatta farklı adımlar atmasına neden olacak mı? İşte bu sorular, dünya ekonomisi ve siyasetinde yeni bir hareketlilik yaratacak.
Venezuela'nın Çin'e olan borcu hâlen 10-15 milyar dolar bandında seyrediyor. ABD destekli bir geçiş hükümetinin, bu borçları "gayrimeşru rejim tarafından imzalanmış" diyerek reddetme riski (odious debt - iğrenç borç), Pekin'i büyük bir finansal kayıpla karşı karşıya bırakabilir. Ayrıca Çin’in günlük 500.000 varil civarındaki ithalatı, ABD'nin Venezuela petrol endüstrisini "modernize etme ve yönetme" iddiasıyla tehlikeye girdi.
Rusya'nın Venezuela’daki Kayıpları ve Madenler
Rusya için Maduro'nun devrilmesi, ekonomik bir kayıptan ziyade jeopolitik bir mağlubiyet olarak değerlendirilebilir mi? Cevabım: Evet. Rusya'nın Bolivar eyaletindeki altın madenleri üzerindeki kontrolü, ABD'nin bölgeye doğrudan müdahalesiyle tamamen sona erebilir. Bu durum, Rusya'nın yaptırımları bypass etmek için kullandığı "altın-nakit" koridorunun kapanması demektir. Ayrıca 2005'ten bu yana yapılan 4 milyar dolarlık silah satışı ve 2025'te imzalanan 10 yıllık Stratejik Ortaklık Anlaşması’nın, yeni yönetim tarafından tek taraflı olarak feshedileceğine kesin gözüyle bakabiliriz.
ABD'nin Yönetme Hevesi Geçici mi?
Trump yönetiminin Venezuela'yı "geçici olarak yönetme" ve "petrol rezervlerini modernize ederek gelir elde etme" açıklamaları, küresel enerji piyasasında yeni bir dönemi işaret ediyor.
Öncelikle ABD, kamulaştırılan varlıklar için petrol gelirlerinden doğrudan kesinti yapma yoluna gidebilir. Bu, Çin'e giden petrolün yönünün ABD rafinerilerine veya Batı pazarlarına çevrilmesi demektir. Amerikan vatandaşlarını refaha kavuştururken, maalesef Venezuela halkının basiretsiz liderleri ve liyakatsiz yöneticileri sebebiyle bir tür sömürge durumuna düşeceğini tahmin ediyorum.
Üstelik bu sırada birçok özgürlük şarkısı bestelenip söylenirken... İlk sözleri de ben yazayım:
“Hiç batmaz bu ülkenin üzerinde özgürlük güneşi. Biz soylu ve güçlü halkın adından alır gücünü bu imrenilen toprağımız…”
Hızımı alamayıp İspanyolcaya da çevirdim. Bir gün bu sözleri duyarsanız bu köşe yazımı hatırlamanızı rica ederim: "El sol de la libertad nunca se pone en esta tierra. Nuestra poderosa y codiciada tierra toma su nombre de nosotros, un pueblo noble y fuerte..."
Mağduriyet mi, Takas mı?
Bu kadar ciddi bir konuda biraz "ipi gevşetelim" derseniz, başka bir senaryo daha var: Ya Maduro, işleri yoluna koyamayacağını anladığı için mal varlığı karşılığında ABD ile anlaşarak "mağdur" sıfatıyla oraya gittiyse? Bu gerçekten merak konusu. Trump’a altın tepside sunulan bu zaferle, Maduro pek de mağdur olmuş gibi görünmüyor.
Koca bir ülkeyi ve dünyaya karşı kazanılmış bir zaferi hediye ederken, Rusya ve Çin'in Latin Amerika'daki en büyük kalesi düşüyor. Bu durum; Ukrayna ve Tayvan gibi diğer küresel kriz noktalarında Moskova ve Pekin'in daha sert pozisyonlar almasına yol açabilecek bir "domino etkisi" yaratabilir.






















