Takvim yaprakları bir bir koparıldı. 2025'in sonuna yaklaşırken, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin belki de en belirleyici "geçiş yıllarından" birini geride bırakıyoruz. Bu yıl ne sadece istatistiklerin yılıydı ne de sadece manşetlerin. 2025, bir "sabır ve inşa" yılı olarak hafızalara kazındığını düşünüyorum.
Türkiye değişiyor, zorlanıyor ama aynı zamanda kabuk değiştiriyor.
Zorlu Reçete ve Dijital Meyveler
Yılın ilk yarısı, "acı reçete"nin en sert hissedildiği dönemdi. Enflasyonla mücadele kapsamında atılan adımlar, piyasayı soğuturken vatandaşın alım gücünü zorladı. Finans Merkezi'nin (İFM) gökdelenleri yükselirken, sokaktaki vatandaşın gündemi market etiketleriydi.
2025 ekonomisi; eski alışkanlıkların (yüksek enflasyon) enkazı üzerinde, yeni ve katma değerli bir yapının oluşmaya başladığını da görüyoruz.
Dünyanın Enerji "Anakartı"
Türkiye’nin kuzeyinde savaşın yorgunluğu, güneyinde istikrarsızlığın gölgesi sürerken; Türkiye 2025'te sadece bir köprü olmadığını, bölgenin "enerji anakartı" olduğunu gösterdi.
Neyi ne kadar yanlış yaparsak yapalım. Dünyanın bu mevcudiyetinde hala önemli bir noktada ve dengesini kurabilecek pozisyondayız. Avrupa’nın dünyanın hiçbir yerinden göç almama politikası sosyal yapısını bozmamaya çalışırken üretim merkezi olmaktan uzaklaşması sonucu. Türkiye üretim merkezi olmaya aday bir kıyafeti üzerine aldı. Sosyal yapımızı bozmaya başlayan tehlikeli bir tetik olmasına rağmen güvenlik ve adalet konusunda atılım yapma yılımız 2026 olmalı.
Doğu Akdeniz gazının Avrupa'ya transferindeki kritik rolümüz ve Hazar havzası ile kurulan yeni boru hattı diplomasisi, Ankara'yı Brüksel ve Moskova arasında vazgeçilmez bir "denge merkezi" haline getirdi. Suriye ile normalleşme sürecinde atılan somut adımlar, sınır güvenliğinden öte, bölgesel ticaretin yeniden canlanması için bir umut ışığı yaktı.
Dijital Kaygılar ve gelişmeler ile birçok zirve ve toplantı yapıldı
Peki, tüm bu makro gelişmeler sokağa nasıl yansıdı? 2025, toplumsal hafızamızda "Barınma Krizi"nin tavan yaptığı ama çözümlerin de sertleştiği yıl oldu.
Sosyolojik olarak ise ilginç bir ikilem yaşadık: Bir yanda yapay zekânın işlerimizi elimizden alacağı korkusuyla dijital okuryazarlığa saldırdık, diğer yanda 90'lar retro akımıyla geçmişin samimiyetine sığındık. Bizi birleştiren tek şey ise yine spor oldu. Filenin Sultanları ve Milli Takım'ın başarıları, ekonomik yorgunluğun üzerine sürülen en etkili merhem oldu.
Sokak yorgun ama dirençli. Teknolojiye hızla adapte olan genç nüfus ile yaşam maliyetiyle mücadele eden orta sınıf, 2025'in gerçek kahramanlarıydı.
2025, ne tam anlamıyla bir zafer yılıydı ne de bir kayıp. Bu yıl, temellerin sağlamlaştırıldığı, "Fırtınadan Sonraki Ufuk"un netleşmeye başladığı yıldı. Şimdi gözler 2026'da…
























