MASUMANE TOPLANTIDA İLETİŞİM PROBLEMLERİNİN YARATTIĞI HANDİKAPLAR
TÜRKİYE’NİN YENİDEN PROGRAMLANMASI UYARISINI VERİYOR
Hangi toplantıdan bu izlenimleri edindiğimi açıklamayacağım. Hatta o toplantıda hazır bulunan yetkililer, akademisyenler ve gazeteciler dahi bu tespitlerin kaynağını kolayca kavrayamayacaktır; zira toplantıda Çinceden Türkçeye nitelikli bir çeviri yapmak neredeyse imkânsız hale geldi. Simültane çevirinin getirdiği handikaplar da sürece eklenince tablo iyice karmaşıklaştı.
Maalesef Çinliler, gittikleri her yere gururlarını ve çok çalışmanın kazandırdığı o kendine has, özgüvenli kibri de beraberlerinde taşıyorlar. Akademisyenlerimiz davet edildikleri bu toplantıda ilişkilerimizi ağırlıklı olarak tarihsel boyutuyla ele alırken; Çinliler konuyu her anlamıyla bütüncül, stratejik ve çok boyutlu bir değerlendirmeye tabi tuttular.
Ben mi nereden bu izlenimleri edindim. Teknoloji sayesinde… Şaka değil, telefonumdaki Çin dili desteği ile önce Çin dilinin karakterleriyle sonra birçok çeviri programıyla çinli gazeteci konuklarımızın kendi esprilerine nasıl güldüklerini bizim neden anlamadığımızı keşfetmeye çalışarak zorlu bir toplantıyı ardımda bıraktım. İzninizle artık bu tarz toplantıların en azından ortak en az bir dille yapılmasını önermek zorundayım.
Toplantıda, Xi Jinping döneminde öne çıkan "kapsamlı kalkınma" kavramı; kamu mülkiyeti, Çin işçi sınıfının stratejik rolü ve Çin’in küresel ölçekte sunduğu kamusal katkılar ekseninde ele alındı
1950'li yıllardaki olumlu döneme ve 1989'daki kişisel akademik deneyimlere değinilerek, iki ülke arasındaki bağların tarihsel köklerine vurgu yapıldı. Bu noktada Çin halkının geçmişi geride bırakan pragmatik yaklaşımı dikkatimi çekti.
Mevcut ilişkilerin üç temel sütun üzerinde yükseldiğini ifade eden Çinli akademisyen: Ekonomi, güvenlik, karşılıklı güvenlik taahhütleri ve kültürel bağlar üzerine bir anlamda öğrencilerine! ders verdi.
Çin ile Türkiye’nin ortak bağlamının "Zararlı Örgütler" diye tanımladığı hassas güvenlik başlıkları da bu diplomatik denklemi oluşturduğunu söyledi. (Buradan kastı sanırım Çin bünyesinde yer alan Müslüman Türk halklarının Çin için oluşturduğu tehdit üstü kapalı şekilde kastedildi.)
Çinli akademisyenlerin Türkiye'nin ekonomik performansı, krizleri, yapısal kurumları ve enflasyon dinamikleri üzerine yaptığı çalışmalar ülkemizde pek fazla duymadığımız içeriklere sahipti. Örneğin ekonomimizin Sayın Erdoğan’ın yanlış kararları üzerine enflasyonu büyüttüğünü söylemesi salonda hiçbir etki yaratmadı. Çünkü kimse anlamadı.
Çin'in İran ve Suriye gibi ülkelerle yürüttüğü ilişkiler, modernleşme süreçleri ve ABD/Batı ekseninde kurulan "üç ayaklı" karmaşık diplomatik dengeler üzerinden masaya yatırıldı.
Elbette bizimde çok kıymetli akademisyenlerimiz de toplantıdaydı. Eminim Çin devletinin bu şekilde kardeşlik temasından ziyade ekonomi temelli keskin bir dil kullanacaklarını bilselerdi. Onlarda teyakkuz ilan ederek. Diplomatik bir dille Türkiye’mizi temsil ederlerdi.
Çin ile ilişkilerimizin 1950'li yıllardaki nispeten sınırlı zeminden 21. yüzyılda çok boyutlu bir ortaklığa evrildiği ortak kanılardan birisiydi. Bu ilişki, yalnızca iki devlet arasındaki diplomatik temaslardan ibaret kalmayıp; ekonomik çıkarlar, güvenlik algıları, medeniyet aidiyetleri ve stratejik perspektifler etrafında şekillendiği vurgulandı.
Ancak Türk ekonomisinin yaşadığı yapısal kırılganlıklar, enflasyon dinamikleri ve döviz odaklı gelişmeler Çinli akademisyenler ve analistler tarafından yakından takip edilerek en güncel şekliyle biz anlamayanlara ders verir nitelikteydi.
Nihayetinde Türkiye-Çin ilişkileri coğrafi uzaklığa ve dış politika yönelimlerindeki farklılıklara rağmen; karşılıklı ekonomik fırsatlar, stratejik güvenlik taahhütleri ve derinleşen akademik/kültürel alışverişler sayesinde çok katmanlı bir seyir izlemeye devam ediyor. Benim her zaman ifade ettiğim ve bu toplantıda açığa çıkan olgu, maalesef biz gerçek verilerle hareket eden bir program içinde değiliz. Seçim ekonomisi sebebiyle her periyotta aksak ve hımbıl bir çerçeveye talimiz. Saygılarımla tek başıma çözmeye çalıştığım bu vakayı sunuyorum.






















