Jeffrey Epstein’ın kurduğu suç ağı, küresel ekonomi, siyaset ve diplomasi üçgeninde yerleşik sistemlerin güvenilirliğini tehdit eden bir kırılma noktasına dönüştü. Skandalın sadece münferit suçlardan ibaret kalmadığı, Batılı elitleri kontrol etmek amacıyla kurulan kapsamlı bir "şantaj ve çıkar ağı" olduğu iddia ediliyor.
Devlet Sırları ve 'İçeriden Bilgi' Ticareti
Haber kaynaklarına göre skandalın ekonomik boyutu, basit bir finansal usulsüzlüğün çok ötesine geçiyor. İngiliz İşçi Partisi’nin kilit isimlerinden Lord Peter Mandelson’ın, 2008 finansal krizinin en yoğun döneminde, hükümetin ve İngiltere Merkez Bankası’nın henüz açıklanmamış stratejik kararlarını Epstein ile paylaştığı öne sürmüşlerdi.
Şimdi bu sızma harekâtının neye mal olduğunu haklı olarak soracaksınız. Bu sızıntıların, Epstein’ın finansal piyasalarda haksız kazanç elde etmesini sağlayan "içeriden bilgi ticareti" (insider trading) faaliyetlerine zemin hazırladığı belirtiliyor. Söz konusu iddialar nedeniyle Mandelson’ın büyükelçilik görevinden alındığı ve hakkında cezai soruşturma başlatıldığı kaydedilmişti.
Siyasette ve ticarette 'Karşılıklı Koruma Kalkanı'
ABD iç siyasetinde hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat kanattan isimlerin (Donald Trump ve Clinton ailesi dahil) dosyalarda adının geçmesi, sürecin şeffaf şekilde ilerlemesini engelleyen bir mekanizma olarak görülüyor. Zaten uzmanlar, iki partinin de birbirine zarar verme riski taşıması nedeniyle bir tür "karşılıklı koruma kalkanı" oluştuğunu açıkça ifade ediyor. Bu karde şılıklı koruma kalkanının ortaya çıkışı hem Amerikalıları hem de tüm dünyada ‘Acaba seçtiğimiz bu kişiler bizim mi yoksa kendilerinin mi istikbalini koruyor’ tartışmasını da beraberinde getirdi.
Kalkanı özenle kullanıldığının en bariz örneği ise özellikle Trump’ın geçmişteki sert söylemlerinin aksine Hillary Clinton hakkında övücü ifadeler kullanması, kamuoyunda elitlerin yasaların üzerinde olduğu ve birbirlerini korudukları algısını güçlendirdiği şeklinde yorumlandı.
KGB VE/VEYA MOSSAD İstihbarat ve 'Bal Tuzağı' İddiaları
Eh bu skandalın tam merkezinde yer alamasak bile, olaylar dizisinin uluslararası güvenlik boyutunda "bal tuzağı" (honey trap) iddiaları ön plana çıkıyor. Polonya Başbakanı Donald Tusk gibi liderler, bu ağın Batılı elitleri şantaj yoluyla kontrol etmek amacıyla Rus (KGB) veya İsrail (MOSSAD) istihbaratı tarafından organize edilmiş bir operasyon olabileceği endişesini dile getirdi.
Epstein dosyalarında Vladimir Putin isminin binlerce kez geçmesi, jeopolitik müzakerelerde Batılı liderlerin elini zayıflatabilecek bir unsur olarak değerlendiriliyor. Umarım bu skandalın dip köşe taraflarını bu satır anlatmıştır. Anlaşılıyor ki birçok ülkedeki seçimi etkileyebilecek tüm liderlerin yeni politika ve liderlik yapısına alışma süreci şekillenecek gibi duruyor.
Bu bilgi sızıntıların; İngiliz hükümeti, İngiltere Merkez Bankası (Bank of England) ve Başbakan tarafından alınan ancak o sırada gizli tutulan finansal kararları içerdiği belirtildi. Finansal sırların sızdırılmasının hem yasa dışı olduğunu hem de uluslararası ilişkiler açısından "çok tehlikeli" bir durum teşkil ettiğini tahmin edebilirsiniz.
Söz konusu gizli bilgilerin Epstein'a aktarılmasının, Epstein'ın piyasalarda avantaj elde etmesini sağlayan "içeriden bilgi ticareti" eylemlerini kolaylaştırdığı ifade edilirken, bir yandan Mandelson'ın Epstein ile olan ilişkisinin derinliği ve bu tür bilgi paylaşımları hakkındaki gerçekler ortaya çıktığında, Başbakan Keir Starmer tarafından büyükelçilik görevinden alınması küçük bir ipucu olarak görülebilir.
OLANLAR VE ÖLENLER
Jeffrey Epstein ve Jean-Luc Brunel vakaları arasındaki benzerlikler, her iki ismin de aynı suç ağının merkezinde yer alması ve ölümlerinin gerçekleşme biçimi etrafında yoğunlaştırıyor.
Hem Jeffrey Epstein hem de onunla birlikte çalışan model ajansı sahibi Jean-Luc Brunel, cezaevinde tutuklu bulundukları sırada intihar ederek hayatlarını kaybetmişlerdir. Epstein bir Amerikan hapishanesinde, Brunel ise Fransa'da reşit olmayan kızlara tacizle suçlandığı sırada Paris'teki bir cezaevinde ölü bulundu.
Her iki ismin de kritik bilgiler paylaşabilecek konumdayken peş peşe "intihar" etmesi, bu olayların basit birer tesadüf olamayacağı yönünde ciddi şüpheler doğurmuştur. Kaynaklarda, bu kişilerin neyi konuşmasınlar diye ve kimler tarafından öldürülmüş olabileceği sorusu asıl aydınlatılması gereken mesele olarak vurgulan
Jean-Luc Brunel, ifadesi alınmak üzere çağrıldığında "susma hakkını" (Fifth Amendment benzeri) kullanarak hiçbir şey söylememiştir. Benzer şekilde Epstein’ın ortağı Ghislaine Maxwell de kongreye ifade verdiği sırada hiçbir açıklama yapmamayı tercih etmiştir. Bu durum, ağın içindeki kilit isimlerin bilgi paylaşmama konusundaki ortak tutumunu göstermektedir.
Brunel, sadece bir iş ortağı değil, Epstein'ın operasyonlarında aktif rol alan ve reşit olmayan kızlarla ilgili suçlamaların odağında bulunan bir figür.
Özetle, her iki vaka da yüksek profilli isimlerin dahil olduğu bu karanlık ağın deşifre olmasını engelleyen, benzer koşullar altında gerçekleşen ve yargı sürecini akamete uğratan şüpheli sonlar olarak değerlendirildi.
Benim üzerinde yıllardır durduğum ve endişeyle izlediğim bir konu daha var. Bunun adı Filantropi Maskesi imiş… Bill Gates gibi isimlerin skandalla anılması, devasa hayırseverlik faaliyetlerinin karanlık geçmişleri örtmek için kullanılıp kullanılmadığı sorusunu gündeme getirdi. Bu ağlarında izlenmesi gerekiyor ister özel kurumlar isterse resmi kurumlar olsun. Art alanda neler olduğunu herkesin birer kahraman olarak ortaya çıkarması ve hayra hizmet ile uğraşan kurumların daha şeffaf, izlenebilir ve hedefine dokunur işler yapması gerekir.
Bu köşe yazısında küresel haberlerden, teyitli yorumlardan alıntılar yapılmıştır