Değerli okurlarım, merhaba. Bu yazımda merak ettiğim Z kuşağı ile ilgili mevzuyu ele almaya çalışacağım. Z kuşağı tanımı, belli bir eğitim ve sosyo-kültürel düzeyde olan, şirketlerde iş yaşamında yer alan kişileri tarif ediyor. Tanımı muğlak olsa da Z kuşağı olarak 1996-2012 arası doğanlar olarak tanımlanıyor. Şirketler, kendi ürünlerini tüketen yeni bir gençlik yaratmak istiyor. Gençlerin belli bir kesimi, kendilerini ifade etmek için aşırı marka düşkünlüğü gösteriyor; bu, şekillendirmenin somut örneği diyebilirim. İnternet hızı düşük olan, teknolojiye ulaşma gücü olmayan insanları aynı kategoride bulundurmak doğru değildir, diye düşünüyorum.
Bu kuşakta birçok arkadaş ve akrabam var; yani kuşakla sürekli iletişim hâlindeyim. Yaşadığım mahallede çevreme baktığımda, arkadaşlıklar kurmak yerine internet aracılığıyla sosyalleşmeyi tercih ediyor. Çoğunluğu teknolojiyi tüketmek için kullanıyor. Aynı anda iki işi birden yapmaya çalışıyorlar. Özgüvenleri yüksektir; ancak insani ilişkilerde zayıf ve benciller.
Toplumsal çıkarlar temelinde hangi politik çizgide duracaklarını bilmiyorlar. Özellikle özgürlüklerinin birileri tarafından ellerinden alındığını hissettiklerinde oldukça güçlü tepkiler verebiliyorlar. Ülkemizde politik baskılara karşı dijital ağlar üzerinden kısa sürede örgütlenip tepki gösterebiliyorlar. Gezi Parkı eylemleri, Saraçhane mitingi ve İsrail’i protesto eylemleri buna örnek verilebilir.
Benim gözlemime göre, mahalledeki gençler zamanlarının büyük kısmını telefon ve bilgisayar başında geçiriyor. Yeğenim Mustafa, ders çalışırken bile kısa molalarda sürekli sosyal medyaya bakıyor; bazen bu durum dikkatini dağıtıyor. Yeni bir oyun veya trend çıktığında, onları heyecanla takip ettiklerini görmek mümkün; fakat çoğu zaman bu ilgiyi kısa süreli yaşıyorlar. Çevremdeki gençlerle sohbet ederken, interneti kendi meraklarını keşfetmek veya yeni bir şey öğrenmek için değil, daha çok eğlence ve sosyalleşme amacıyla kullandıklarını fark ettim. Oyun oynamak ve çevrimiçi arkadaşlarla vakit geçirmek, çoğu zaman günlerini dolduran en baskın faaliyetler hâline geliyor.
Problemin kaynağını büyüklerde görüyor olmam, gençlerin hatasız olduğu anlamına gelmiyor.
Aile büyüklerine sormak gerekir: “Çocukluk yıllarında çocuğumla sağlıklı bir iletişim kurdun mu? Çocuğuma örnek bir insan oldun mu?”
Ebeveynler de onların dünyasını anlamak, yakından takip etmek ve olumsuz bir davranışa gireceği zaman müdahale etmek derdindeler. Çocuklarımızı yargılamadan, sevgiyle yaklaşmalıyız. Ancak o zaman, evi temizlerken yardım için çağırdığımızda çocuğumuz oyun başından kalkıp bize yardım edebilir.
Bilinçsiz ebeveynler, çocuğu eğitmek yerine her ağladığında eline teknolojik alet verirse, bu çocuklar büyüdüğünde sosyal medya bağımlısı olmaları kaçınılmaz oluyor. Bir çocuk, aile büyüklerinden alması gereken düşünce ve davranışları almadığında, bu eksiklikler gençlik döneminde ortaya çıkar. İleriki süreçte bu kişi sosyal medya bağımlısı veya madde bağımlısı olabiliyor. Bu döngünün bu şekilde devam etmesi, gelecekte pozitif bir toplumun olmayacağının emaresi oluyor. Türkiye’nin geneli ama özellikle de gençlik içinde yurt dışına ciddi göç veriliyor. Yurt dışına gitmek için ekonomik olanağı olan gençler göç ediyor. Her sene gitmiş olduğum memleketimin köy ve kasabalarına gittiğimde, kırk yaş altı genç bulmak zorlaşmış durumda. Buralar, son dönemlerini yaşayan yaşlılar yurdu hâline gelmiştir. Umutsuzluk çok yaygın. Eskiden bu gençlere geleceğe dair iktisadi refah ve güven gibi pembe umutlar veriliyordu. Umudunu yitirmiş bir gençlikle yüz yüzeyiz. Bireysel silahlanma ve çeteleşmeler başlıyor. Sosyal medya üzerinden örgütleniyorlar. Geçmişte izlemiş oldukları çizgi filmlerden esinlenerek kendi çete gruplarına isim koyuyorlar. Dalton ve Kespır çeteleri, geleceğe dair umudu olmayan, kısa yoldan para kazanmak isteyen, acıma duygusunu kaybetmiş kesim tarafından oluşturuluyor; torbacı veya tetikçi olabiliyorlar.
Ülkemizin geleceği olan Z kuşağını, başta aileler ve ülke yöneticileri, üretkenliklerini, yaratıcılıklarını geliştirecek ortam sağlanmazsa, sermaye kesimi Z kuşağını tüketimin öncüsü yapmaya başlar. Siyasetçiler bu kesimi parlatıp oyunu almaya çalışır. Suç çeteleri, onları kirli ilişkilerinde kullanır. Kaybeden Z kuşağı, aileleri ve ülkemiz olur.
Sağlıcakla kalın.
























