Tarih, astroloji, psikoloji ve ille de felsefeye düşkünlüğünü anlattığı genç bir kadının kendince yaşamsal bir eksiğini buluyor ve okuyucularla paylaşıyor. Pınar kendi dünyasında çizdiği toz pembe çerçeveler içerisinde yarattığı yaşamda ayakları yerden kesilmişçesine zamanda ona ayrılan süreçten geçerken, kendisini birden yerde, var olduğu dünyada buluyor. Karşılaştığı olgun bir erkeğin zihninde yüreğinde yer ettiğini görünce, o ana kadar içinde tarifsiz boşluklarla yaşadığının farkına varıyor. Pınar’ın artık bir sevdiği vardır. İçini onunla doldurmaya başlamıştır, zihninde o vardır, hayatının yörüngesi değişmiştir ama bir aksaklık içini kemirmektedir; içindeki adam yanında yoktur. Ama olsundu, Pınar da hiç aramadığı halde aşkı bulmuştu…
Var olduğu için mi yaşıyordu, yaşadığı için mi vardı ama bunların da önemi yoktu genç kadın için. Ayrıca yaşam neydi ki? En sevdiği ve sayfalar dolusu dostu yazara göre ‘cehennem’, Picasso için ‘sanat’, Marx’ın tanmına göre de ‘fikir’di. ‘Acı’ diyen de vardı, ‘umut’a sarılan da… Ama değişik tanımlar olduğuna göre, kendisi de yaşama bir anlam yükleyebilirdi. Zaten bunun için fazla da kafa yorması gerekmiyordu. Çünkü Pınar, ‘aşk’ı bulduğunda yaşadığını anlamıştı. O halde yaşam; tek kişilik yaşansa da ‘aşk’ olmalıydı… Pınar aşkı yaşayabilirdi ancak bunu sayfalara işleyerek okuyucuları tanık sandalyesine oturtmak sanki biraz beceri istiyordu. Bahar Erkan da bu zorlu sınava girmeyi seçmiş…
Genç kadın melankolik bir kulvarın start çizgisini aşmıştı. Bir kez daha bulamayacak gibi sıkı sıkıya sarıldığı aşkı, yaşamını da alt üst etmeye başlamıştı. Uyandığı sabahlar aynalar da kendisini bulmaya yardımcı olamıyordu. Pınar’ın yaşama sıkı sıkıya sarılması gerekiyordu, en azından sevdiği adamı o şekilde görebilir, varlığından haberdar olabilirdi. Karşılık göremediği aşkı, kelimenin tam anlamıyla genç kadının zamanla dibe vurmasına neden olmuştu. Ancak Pınar, uzun bir içe kapanıklılık sürecinin ardından ayağa kalkması ve kendi bedeni, canı için nefes alması gerektiğine karar verdi. Pınar düşüyor kalkıyor, en umarsız durumlarda bile kadının tek başına da olsa güçlü bir orduya dönüşebileceğini gösteriyor. Okuyucu doğal olarak Pınar’ın yaşamını Bahar Erkan’ın çizdiğini, isterse kaleminin rotasını değiştirip sevdiği adamla mutlu bir ömür geçirtebileceğini düşünecektir. Ancak Pınar, Bahar Erkan tarafından yakından izlenen hayatın gerçeği genç bir kadındır. Bahar Erkan, kendisini Anka Kuşu misali küllerinden yeniden yaratan ve toplumda eski canlılığıyla yer alan Pınar’ı sonunda okuyucuyla da tanıştırıyor. Bahar Erkan; terk edilmiş, yıkılmış, hayata küsmüş kadınların istediklerinde kendilerini küllerinden yeniden yaratabileceklerini Pınar örneğiyle bir kez daha hatırlatmıştır. Yaşanmış bir gerçeklikten sayfalarına aktardığı Mühür’de bu konuyu işleyerek ‘kadın dayanışması’na bir tuğla da o koymuştur.
Admin















