Charme Bakery& Appetizer
Gıda güvenliğinin ve doğal beslenmenin her geçen gün daha fazla önem kazandığı günümüzde, endüstriyel üretimin katkılı çarklarına direnen ilham verici başarı hikâyelerine tanık oluyoruz. 5. Gıda Güvenilirliği Toplantısı kapsamında gerçekleşen bu söyleşide; 18 yıllık sektör tecrübesini son yıllarda paketli ve tamamen el yapımı doğal ürünlere dönüştüren konuğumuzla bir araya geldik.
Katkısız üretimin zorluklarından kalite standartlarına, Kapalıçarşı kültüründen gelen imalat felsefesinden kadın istihdamına kadar pek çok konunun ele alındığı bu röportaj, geleneksel lezzetlerin doğru ilkelerle dünya pazarına nasıl açılabileceğini gözler önüne seriyor.
Emre Baktıroğlu: Merhabalar, ben Emre Baktıroğlu. Başlıyoruz. Şu anda 5.'si düzenlenen Gıda Güvenilirliği Toplantısı’ndayız. Bize biraz firmanızdan, kendinizden ve buraya katıldığınız ürününüzden bahsedebilir misiniz?
Benhur Şengül: Merhabalar Emre Bey, öncelikle hoş geldiniz. Biz 2010 yılından bu yana faaliyet gösteren, sektörde 18 yıllık geçmişi olan bir firmayız. Uzun yıllar market, şarküteri ve oteller için gıda üretimi yaptık. Ürün yelpazemizde zeytinyağlı çeşitlerinden unlu mamullere ve pastane ürünlerine kadar geniş bir skala vardı. Son dört yılda ise bu birikimi paketli doğal ürünlere dönüştürdüm.
Yola çıkarken temel önceliğimiz şuydu: Kendi yemediğimiz, kendi çocuğumuza yedirmeyeceğimiz hiçbir malzemeyi imalatımıza sokmamak. Biliyorsunuz, piyasadaki muadillerin etiketlerine baktığınızda çeşitli katkı maddeleri, koruyucular ve E kodlu bileşenler görürsünüz. Grissini veya galeta tarzı ürünlerde genellikle trans ve katı yağlar tercih edilir. Biz ise kaliteden taviz vermeyerek ürünlerimizde yalnızca Trabzon’dan özel getirttiğimiz tereyağını ve Ayvalık’ın zeytinyağını kullanıyoruz.
Emre Baktıroğlu: En doğal hâliyle yani...
Benhur Şengül: Kesinlikle. Ürünlerimize hiçbir şekilde katkı maddesi veya koruyucu eklemiyoruz. "Raf ömrünü uzatalım, rafta fazla kalsın, iade almayalım" gibi bir kaygımız yok. Ürünlerimizin 6 aylık bir son tüketim tarihi var ve bu süre dolmadan zaten tüketicisiyle buluşuyor. Şu anda Türkiye’de katkısız, koruyucusuz ve tamamen el yapımı üretimde öncü konumdayız. En büyük özelliğimiz, ürünlerimizin kadın çalışanlarımız tarafından tek tek el emeğiyle açılması. Seri üretim makinesi kullanmıyoruz; kullansak mevcut üretimimizin 10 katına ulaşırız ancak bizim amacımız nicelik değil, nitelik.
Emre Baktıroğlu: Peki, paketli ve niş bir ürün sunarken standardizasyonu ve denetimi nasıl sağlıyorsunuz? El emeğiyle üretilen ürünlerin ekstra bir kontrole ihtiyacı oluyor.
Benhur Şengül: Ayda bir gerçekleşen resmi tarım denetimlerinin yanı sıra, tedarikçisi olduğumuz Migros gibi zincir kurumların son derece sıkı denetim süreçlerinden geçiyoruz. Yaklaşık 6 ay süren bu yoğun denetim maratonu, tesisimizin ve üretim standartlarımızın her an denetlenebilir ve üst düzey güvenilirlikte olmasını sağladı. Zaten ürünlerimizin el yapımı ve niş olması, tüketicilerin en çok beğendiği unsur. Fabrikatif üretimde her ürün birbirinin aynı çıkıyor ve doğallık algısı kayboluyor.
Emre Baktıroğlu: Verimlilik noktasında bir aksama yaşıyor musunuz? El yapımı ürünlerde otomasyon sağlayacak özel makineler (örneğin İtalya menşeli cihazlar) oldukça yaygınlaştı. Böyle bir makine kullanıyor musunuz?
Benhur Şengül: Hayır, bünyemizde hiçbir şekilde makine kullanmıyoruz. Üretimimizin tamamı %100 el emeğine dayanıyor.
Emre Baktıroğlu: İmalathanenizin fiziki koşullarından da bahsedebilir misiniz?
Benhur Şengül: Üretim yerimiz Bostancı’da bulunuyor. 700 metrekarelik son derece hijyenik ve modern bir imalathanemiz var. Bodrum katı veya merdiven altı bir alan kesinlikle değil. Anadolu Yakası’nda kendi alanında Divan’dan sonra ikinci en iyi imalathaneye sahip olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim.
Emre Baktıroğlu: Ürünlerinizin kamuoyunda nasıl tanınmasını istiyorsunuz? Geleceğe dair temel amacınız nedir?
Benhur Şengül: 53 yaşındayım, otelcilik mezunuyum ve Kapalıçarşı kültüründe büyüdüm. 18 yıldır bu sektörün içerisindeyim. Benim için maddi kazançtan önce gelen şey; ürettiğim kaliteli bir ürünün rafa çıktığını görmek ve o başarının hazzını yaşamaktır. Gençlere de her zaman bunu aşılmaya çalışıyorum: Öncelik hemen para kazanmak olmamalı; bir değer üretildiğinde kazanç zaten arkasından gelir. Dört yılımı gece gündüz bu ürüne verdim ve markamı her noktaya ulaştırdım.
Geçenlerde katıldığımız Foodist Fuarı’nda, sadece iki günlük bir hazırlıkla yer almamıza rağmen ürünümüz "nitelikli ürün" seçildi. Fuar boyunca standımız yoğun bir ilgi gördü. Şu anda Orta Doğu’dan ve özellikle Amerika’dan çok ciddi talepler alıyoruz; hatta Amerika’dan gelen ziyaretçiler orada bir fabrika kurmamız yönünde tekliflerde bulundular.
Emre Baktıroğlu: Peki bu hızlı büyüme sürecinde kaliteden ödün verme endişesi taşıyor musunuz?
Benhur Şengül: İlk ay 100 paket satarak başladığımız bu yolculukta bugün 60-70 binli adetlere ulaştık. Ancak bizim üretim limitlerimiz ve standartlarımız belli. Bu hacmi yönetirken hem kaliteyi koruyor hem de sosyal bir sorumluluk üstleniyoruz: Üniversitelerin gıda mühendisliği ve aşçılık bölümlerindeki öğrencilere, stajyerlere kapılarımızı açıyoruz.
Genç gıda mühendislerinin istihdamında yaşanan sıkıntıları bildiğim için onları bünyemize katıyor ve çekirdekten yetiştiriyoruz. Onlara imalathanemizde hamur açmayı da paketlemeyi de depolama ve otomasyon yazılımlarını da öğretiyoruz. Burayı bir akademi gibi işletiyoruz; nitekim bünyemizde yetişen gıda mühendisleri bugün sektörün önemli kurumlarında yönetici olarak görev yapıyor.
Emre Baktıroğlu: Son olarak markanız için akılda kalıcı bir slogan belirleyelim.
Benhur Şengül: Bizim yola çıkarken kullandığımız bir sloganımız vardı: "Alışkanlık yapar."
Emre Baktıroğlu: "Alışkanlık yapan geleneksel lezzet..." Çok teşekkür ederiz.
Benhur Şengül: Ben teşekkür ederim, sağ olun.