https://www.yeniesnaf.com/files/uploads/user/0a07a96284741df4a0d7db65fa72fcf6-844558ee73305de86c73.jpg
Ali Yıldız

  Sessiz Bir Çöküş: Toplumsal çürüme

05-01-2026 13:35

                    

Uzun bir zamandır, ülkemizde sosyal çürüme mevzusunun akademisyenler, yurttaşlar ve siyasetçiler tarafından dile getirildiğine tanık oluyorum. Üniversiteden zamansız ayrılan Dr. Zeliha Bürtek’in, sokak kedilerine bakmaya giderken ona mikrofon uzatılması sonucu Türkiye’de “toplumsal çözülmeden” söz etmesi, bu konunun yeniden ve daha geniş bir çevrede tartışılmasına vesile oldu.

Vatanını, milletini seven bir yurttaş olarak toplumsal değerlerde yaşanan çöküşü her gün alenen görmek, düşünce ve duygu dünyamda ister istemez büyük bir üzüntü ve kaygı oluşturuyor.

1993 yılında Chicago’da düzenlenen Dünya Dinleri Parlamentosu toplantısında kabul edilen “Küresel Ahlaka Doğru Bildirge”, empati, dürüstlük, sorumluluk ve başkasına zarar vermeme gibi değerlerin evrensel bir zemin oluşturabileceğini ortaya koymuştur. (1) Bu değerlerden ne kadar uzaklaşılırsa, toplumsal çürüme de o ölçüde başlıyor demektir.

Yaşadığımız çağda ulusların bunalımı, savaşa gerek kalmadan gerçekleşiyor. Dışarıdan bakıldığında her şey yolundaymış gibi görünüyor. Ancak küresel ahlak kuralları devre dışı kalınca, o toplum başta insan ilişkileri, sanat ve ekonomi olmak üzere birçok alanda içten içe çürümeye başlıyor. Toplumun en ufak hücresi olan ailede, bireyler arasındaki güven bağları yıkılıyor. İnsani kurallara uymak ve dürüst karakterli olmak aptallık sayılır hâle geliyor. İnsanlar birbirine kuşkuyla bakıyor. İnsani vicdan yok olmaya başlıyor. Birçok kişinin birbirini ezmek için zaman kolladığı bir kerteye gelindiğinde, doğrunun yerini yanlış alıyor ve bunu fark eden çok az insan oluyor. Bu vaziyet sosyal vicdanlarca normal karşılanırsa, içinden çıkılmaz bir kısır döngü oluşuyor.

Başta eğitim sisteminin nitelik kaybetmesi, geçmişten gelen ortak değerlerimizin aile içerisinde anne babalar tarafından yeni kuşaklara aktarımının minimuma düşmesi, negatif bir tablo yaratıyor. Ailenin yerini bugün medya ve dijital mecralar aldı. Onlar öğretmeye başladı. Ancak bu öğretide sunulan rol modeller, çoğu zaman şiddeti, lümpenliği, ihaneti, aşırı bireyciliği ve sınırsız tüketimi yücelten bir anlayışla şekillendiriliyor. Her gün izlenen diziler aile bireylerinin ahlakını bozuyor. Dizilerde sıkça ön plana çıkarılan aldatma, çarpık ve ensest ilişkiler ile silah ve şiddet unsurları; yanlış olmasına rağmen sıradan ve kabul edilebilir davranışlar gibi sunulmaktadır. Bu durum, özellikle genç bireyler üzerinde kalıcı olumsuz etkiler bırakmaktadır. Boşanmaları teşvik edip aile değerlerini ters yüz ediyor. Millet olarak toplumsal değerlerimizi yeni kuşağa aktaran diziler ve içerikleri talep etmekte geç kaldık; belki de bu çığlığımızı duyan olmadı.

İnsani ilişkiler giderek çıkar hesabına indirgenmekte; komşuluk bağları zayıflamakta, karşılıklı güven her geçen gün biraz daha azalıyor. Emek ve dürüstlük yerine kısa yoldan ve çoğu zaman yüz kızartıcı yöntemlerle kazanç sağlamanın meşru görülmesi; yalanın sıradanlaştığı ve açgözlülüğün başarı gibi sunulduğu bir atmosferde bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor. Asıl kaygı verici olan ise bu çürümüşlüğe zamanla alışmamızdır. Neredeyse her gün bir şiddet haberiyle, bir adli vakayla ya da bir skandalla karşılaşmak normalleşince toplum duyarsızlaştı. Yanlış davranışların ve olayların normal karşılandığı yerde çürüme ayyuka çıkıyor. Olayları neden-sonuç bağlamında sorgulayamaz hâle geliyoruz.

Son dönemde 9 Aralık’ta kamuoyuna yansıyan iddialar ve soruşturmalar; Mehmet Akif Ersoy ve Rümeysa Cebeci’nin yanı sıra iş adamları, gazeteciler ve sosyal medya fenomenlerini kapsayan uyuşturucu kullanımıyla alakalı tutuklamalar ve gözaltılar, çocuk istismarı vakaları, sıradan hâline gelmiş kadın cinayetleri; bu çürümenin güncel ve somut örnekleri olarak geniş bir ahlaki çöküşün işaretleridir.

Yoksulluğun ve cehaletin derinleştiği dönemlerde, merhamet ve sorumluluk duygusundan uzak, kendisini çevresinden üstün gören insan tiplerinin özellikle kent yaşamında daha görünür hâle geldiği, sosyolojik çalışmalarda da dile getirilmektedir. (2) Kendini üstün görme ve aşırı bencillik, yalnızlaştırmaya götürüyor. Üstelik bu sürecin giderek hız kazandığı yönünde ciddi uyarılar bulunuyor. Yapılan anketlerde ve haberlerde, şehirlerde yalnız yaşayan insan sayısının arttığına dair somut veriler yer alıyor. Dinsel yaşamın sözde kaldığı bir dönemde ahlaki çöküş tartışmalarının artması ise üzerinde durulması gereken önemli bir çelişki olarak karşımızda duruyor.

Bütün bu tabloya rağmen, “Küresel Ahlaka Doğru Bildirge”de vurgulanan empati, dürüstlük, sorumluluk ve başkasına zarar vermeme gibi değerlerin okullarda bilinçli ve sistemli biçimde öğretilmesi gerekiyor. Hükümetin bu seneyi de “Aile Yılı” ilan etmesi, yaranın sarılması anlamında önemli bir adımdır. Millî bilince sahip aileler kanalıyla yeni kuşaklara aktarılacak değerlerle, birbirine karşı saygılı ve daha erdemli bir toplum için yalnızca şikâyet etmek yeterli değildir. Her insanın sorumluluk alması gerekiyor. Aksi takdirde, kötülüğün sıradanlaştığı bir dünyada sessizce kendi çöküşümüzü izlemeye devam ederiz.

Dipnotlar:

(1) Dünya Dinleri Parlamentosu, Küresel Etik Bildirgesi, Chicago, 1993.

(2) Yoksulluk, kent yaşamı ve toplumsal tipolojiler üzerine bkz.

Neler Söylendi?