SİYASET
Giriş Tarihi : 01-02-2022 12:38   Güncelleme : 01-02-2022 12:38

Genel Seçimlerden Bakanlar Kurulu Seçimine

KKTC’deki seçim yarışına katılan partiler için çalkantılı bir seçim dönemi geride kaldı. UBP (Ulusal Birlik Partisi) amaçladığı gibi tek başına iktidar olamasa da güçlü bir iktidar lokomotifi olarak hükümet etme olanağını elde etti.

Genel Seçimlerden Bakanlar Kurulu Seçimine

KKTC’deki seçim yarışına katılan partiler için çalkantılı bir seçim dönemi geride kaldı. UBP (Ulusal Birlik Partisi) amaçladığı gibi tek başına iktidar olamasa da güçlü bir iktidar lokomotifi olarak hükümet etme olanağını elde etti. Şimdi hangi partilerle ittifak kuracağı üzerine olasılıklar tartışılıyor; ikili mi, üçlü mü diye. Bir tecrübedir ki hükümet ortakları ne kadar az olursa o kadar daha hızlı kararlar alınabiliyor. En büyük olasılık elbette ki UBP’yle, Faiz Sucuoğlunun başbakanlığında HP (Halkın Partisi) ve DP (Demokrat Parti) koalisyonudur; ama tek olasılık değil. UBP’nin 24 milletvekili yanında 3 HP’den, 3 de DP’den 30 milletvekiliyle iş tamam gibi görünür. İyi de tamam gibi görünenin işlevselliği ne kadar garantilidir. Meclis aritmetiği olarak daha etkin olabilir ancak işlevsellik açısından durum biraz sıkıntılı.

Biraz fikir egzersizi yapalım. Bir karar alınıp da milletvekillerinden değil de teknokratlardan oluşan bir kabine kurulursa rahatlıkla sadece HP ile bir koalisyon düşünülebilir. Başbakan ve meclis başkanından gayrı tüm bakanların teknokratlardan oluşmasıyla ikili hükümet 26 oyla tüm yasaları onaylama işlevini yerine getirebilirler. Milletvekilleri ülkenin biriken sorunlarını -yasama odaklı- daha çevik bir çalışma ortamında çözebilirler. Bekleyen onca yasanın yanında acilen yasama sürecine girmesi gereken meseleler de vardır. Böylelikle milletvekilleri bir bakanlık beklentisi olmadan gerçek anlamda asli görevlerine odaklanırlar. Öyle görülüyor ki DP’nin bakanlık yapma iştahıyla koalisyona asılması öncelikli olarak ülke sorunlarına yönelmenin önüne geçiyor. Üstelik DP’den seçilen milletvekillerinin de siyasete atılma şekillerinde bir sorun gören HP’nin sakıncaları da bilinirken. DP eğer KKTC’nin varlığına önem veren bir partiyse hükümeti dışarıdan da destekleyebilir, bu da partinin iyi niyetini ortaya koyacak olan bir davranış olur. Bir başka konu da mecliste güçlü ve tek bir muhalif kanadın oluştuğudur. Sol siyaseti temsil eden CTP (Cumhuriyetçi Türk Partisi) “Sert muhalefet” sözüyle gardını alırken iyi bir hükümet stratejisiyle böyle bir karşılığı geçersiz ve etkisiz kılmak da yine iktidara düşer.   

 

Teknokratlardan oluşan bir bakanlar kurulu elbette ki liyakate, uzmanlığa ve görev ahlakına karşılık verecek isimlerden oluşması kaçınılmazdır. Siyaseti ve devlet kurumlarının tepesinde bulunan hükümeti daha etkin bir organa dönüştürmenin başka yolu yok gibi. Milletvekillerinin alan yetkinlikleri ön planda tutulmadan sırf bölgelerinde gördükleri ilgiden dolayı bakan yapılmaları bir siyasi ödülden başka bir şey değildir. Önemli olan halkın isteklerini ve devlet yönetmenin gereklerini karşılayacak bir yönetim kadrosunu oluşturmaktır. Klientalizm üzerine kurulu bir siyasi ahlakın artık bu ülkede nasıl geçersizleştiğini anlamak ve zamanın gerektirdiği şekilde davranmak bir vazifedir. Hükümeti kuracak olan Başbakanın bu gerçeklikten yola çıkarak daha rasyonel kararlarla ülkenin önünü açması yeni bir siyaset anlayışının da önünü açacaktır. Milletvekili adayı olan kişi bilecek ki kazandığı takdirde asli görevi milletin vekili olarak görevini yerine getirmek olacaktır-olmalıdır.

 

KKTC’nin ekonomik desteğini fazlasıyla üstlenen ve devletin varlığını halkına yaraşır bir şekilde korunmasını isteyen Türkiye için de böyle bir siyasi irade mutlaka olumlu karşılanacaktır. Önemli olan hükümet yapmanın bilimsellikten ve mesleki yetkinlikten nasibini alması ve devlet kurumlarının çözüm odaklı faaliyetlerini daha isabetli yürütmesidir. Elbette ki böyle bir gözlemi ve önermeyi yaparken toplum içinden yükselen seslerin de sözcüsü olmayı göz ardı etmedim. Toplum da artık sorun çözen, geleceği planlayabilen, yetkin ve bilinçli bir siyasi erki karşısında görmeyi çok istiyor. Seçimlere yönelik ortaya çıkan ilgisizliğin ve sandıktan soğumanın altında yatan en derin neden de budur.  

Özdinç Akdel