YAŞAM
Giriş Tarihi : 14-05-2021 20:14   Güncelleme : 14-05-2021 20:14

50’sine Kadar Hayatı Iskalamışım

Eski İTO Başkanı Murat Yalçıntaş: 50 sinden sonra spora başladım hayatın bambaşka bir yönünü öğrendim. Modernizenin dayattığı birçok şey hayatın güzelliklerini görmemizi engelliyor. Dayanıklılık sporu yaptığınızda rakibinizle değil kendinizle yarışıyorsunuz.

50’sine Kadar Hayatı Iskalamışım

 

İTO Başkanlığı yaptığı dönemde tüm Türkiye’nin işadamı kimliği ile tanıdığı İstanbul Ticaret Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Murat Yalçıntaş, 50’sinden sonra tanıştığı yeni hayatın kendisine huzur verdiğini söyledi. Nusret’le İş ve Yaşam Sohbetleri programına katılan Yalçıntaş, yeni yaşama geçişinin ise iş gezisi için gittiği Hatay’da bir dostunun, “Şekerinizi ölçtürdünüz mü” sorusuyla başladığını belirtti. Yalçıntaş’ın spor ve binicilikle başlayan yeni hayatını şöyle anlattı:

“Dostumun bu uyarısı sonrası doktora gittim, şekerimin sınırda olduğunu, rejim yapmamın ve ömür boyu ilaç kullanmamın gerektiğini söyledi. ‘Başka bir yolu yok mu’ diye sorduğumda spor yapmamı önerdi. Böylece 50’sinden sonra spora başladım, koşma, triatlon ve doğa sporları yaptım. Çocuklarla birlikte Kuzey Kutup Dairesine maraton koşmaya gittik, oğlumla Klimenjero’ya tırmandım. Everest ana kampına çıktım. Tatil anlayışım değişti. Tatillerde dünyanın değişik yerlerindeki spor yarışmalarına gitmeye çalışıyorum.

ATLA İLK KEZ MOĞOLİSTAN’DA TANIŞTIM

Kızımla maraton koşmak için Moğolistan’a gidecektik orada ulaşım için ata binmemiz gerekiyordu başka bir ulaşım vasıtası yok. 20 gün çadırlarda kaldık, Altay Dağlarında Kazaklarla yaşadım. Çok hoşuma gitti ata binmek. İnsana hem ruh, hem beden olarak çok şey katıyor. Döndükten sonra da atçılığa devam ettim. Atçılığın disiplinini ve dayanıklılığı beni cezbetti. Şimdi at sırtında 100-120-160 km yarışlarına katılıyorum. Sporla 50’sinden sonra sağlığıma kavuştum.

İNSANIN RAKİBİ ASLINDA KENDİSİ

At binmeye başladıktan ve spor müsabakalarına katılmaya başladıktan sonra şunu fark ettim; günlük hayatın koşuşturmacası insanı kendinden alıyor modernizenin bize dayattığı şartlar bunlar oysa insanın kendine, etrafına bakıp sorgulaması lazım. Dayanıklılık sporları insanın kendi kendisiyle baş başa kaldığı sporlar. Burada asıl yarışınız rakibiniz değil kendiniz. Müsabakalarda hiçbir zaman başka biriyle yarışmıyorum, tek hedefim sağlıklı, mutlu bir şekilde o parkuru bitirebilmek. Benim için hiçbir zaman hedef netice olmuyor süreç oluyor. Burada fiziki dayanıklılığından ziyade ruhi dayanıklılık gerekiyor. Atlı dayanıklılıkta 80-100-120 km yarışmak bu 12-13 saati at sırtında geçirmek demek.

KENDİNİ DENEMEK İÇİN YARIŞIYORSUN

Spor yapmaya başladığınızda kendinizi denemek istiyorsunuz. Her spor dalında yeni dostluklar edinmeye başladım. Arkadaşlarınızla antrenman yapıyorsunuz, bir noktadan sonra ‘hadi yarışa gidelim’ oluyor. Önceden yarışlara sadece profesyonellerin katıldığını düşünürdüm oysa öyle bir şey yokmuş. Dünyanın 5 kıtasında maraton koştum, 3 kıtasında triatlon koştum, üç kıtada dağlara tırmandım şimdi aynı şeyi atçılıkla yapmaya çalışıyorum.

UÇAK, OTEL TOPLANTI ÜÇGENİ

İTO Başkanıyken dünyanın birçok yerine gittim, gördüğüm yer; bir havaalanı, bir otel, bir toplantı salonu, birde bu üçünün arasındaki yol. Başka hiçbir şey görmedim. Sporla doğayla barıştım bu sefer hem o şehirleri, o ülkede yaşayanların bile çok fazla görmediği yerleri gördüm.

KABARDEY ATLARI ÇOK FARKLI

Haluk Hocamdan at binme dersleri aldım, bir müddet sonra lisans almamı ve yarışlara katılmamı söyledi. Eskişehir, Kapadokya, Kayseri’de, Ankara’da, Bursa’da, İğneada’daki yarışmalara katıldım. Belli bir noktadan sonra seviyem yükseldi ancak uluslararası yarışmalar 100 km üzerinde başlıyor ancak 80 km’den sonra Arap atları gidemiyor. Haluk Hoca Çerkes atlarının çok dayanıklı olduğunu söyledi. Nalçık’a gittik, orada Kabardey atları ile 80 km yarışlarına katıldık.

COĞRAFYA KADERDİR

Kızım yüksek lisans tezini Çerkesler üzerine yaptı. Çerkesler; dümdüz insanlar, son derece mertler kızdırmaya gelmiyorlar. Oraya gittiğimde insanların sıcaklığı ve samimiyeti çok güzeldi. Dünyanın birçok ülkesini gezdim ‘coğrafya kaderdir’ sözü çok doğru, coğrafya insanları etkiliyor. Kafkasların dağları oranın insanlarına da atlarına da sinmiş. Mert, cesur, dik başlı, sevdiği zaman sonuna adar seven insanlar. Kuzey Kafkasya’ya bir kez gittim ama kalbim orada kaldı. Tekrar oraya gitmeyi çok arzu ediyorum. Bir an evvel Rusya ile kriz bitsin kapılar açılsın diye bekliyorum. Bize coğrafi olarak bu kadar yakın, insan olarak bu kadar yakın, kültür olarak aynı olan bir coğrafyaya bu zamana kadar gitmemiş olmak benim ayıbımmış. 

DÖRTNALA AT KOŞTURMAK 

Coğrafya çok güzel, Şubat ayında gittik, eksi 17 derecede at bindik. Çok güzel ovalar var, karların üzerinde dörtnala at sürmek insana inanılmaz özgürlük ve mutluluk veriyor. Şehrin kendi coğrafyası da güzel, Rusya’dan kalan geniş yollar sağlam taş yapılar sosyal tesisler gerçekten çok güzel bir şehir. Ata binmenin zevki dünyada başka hiçbir yerde yok. Çerkesler çok çok iyi ata biniyor, hem atlar çok iyi hem de kendileri çok iyi. Orada 100 km’nin altında yarışan atı attan saymıyorlar.

AT ONLAR İÇİN KARDEŞ DEMEK

Ben atları tanımadan evvel birçok evcil hayvan besledim ama atları tanıdıktan sonra fark ettim ki atın bambaşka bir his dünyası var. Atın her birinin kendine ait karakteri var, kimisine çok yumuşak davranmanız lazım şımartmanız lazım kimisine biraz sert davranmanız lazım ama hepsinin ortak özelliği son derece hisli hayvanlar. Çerkesler bu nedenle ata kardeş diyorlar çünkü at bir hayat onlar için. 

BU LEZZET BAŞKA YERDE YOK

Bizi mükemmel ağırladılar, Çerkes yemekleri çok lezzetli. Çorba bizde yemekten önce gelen sulu tanesi belki olan belki olmayan ondan sonra gelecek yemeğe yer açmak. Burada da başlangıç olarak görüyorlar ama gelen tabakta kocaman bir at parçası patates havuç dahil her türlü sebzelerde var zaten Türkiye’de ben onu yediğimde ne öğlen ne akşam yemeği yerim yani tek öğün yeter. Ondan sonra şaşlık geliyor, pilav geliyor, arkasından tatlısı geliyor, salatası geliyor… Hamur işleri var çok çok güzel. Yemeklerin bu kadar ağır ve yağlı olmasının sebebi her halde coğrafya ve ısı. Soğuk olduğunuzdan dolayı sağlam ve yağlı yemeniz lazım. Oradaki etlerin lezzetini ben başka bir yerde bulamadım. Hayvanların hepsi orada doğada besleniyor.

DİRİLİŞ ERTUĞRUL HAYRANILAR

Yarışmaya gittiğimizde benim montun kolunda da Türk bayrağı vardı. Kimi görsek bayraktan dolayı güzel şeyler söylüyorlardı. Yarış öncesi atları ısıtırken biri geldi ‘Ertuğrul, Ertuğrul’ diyor bana. Bizim grubumuzda da Ertuğrul Bey diye biri var ancak o gün yarışmıyor. ‘Ertuğrul’ deyince çadırı gösterip ‘orada’ diyorum. Sonradan öğrendik ki orada Diriliş Ertuğrul dizisi popülermiş. Türk bayrağını görünce o yüzden ‘Ertuğrul’ diyorlarmış.

 

AT BİR YAŞAM SİTİLİ

TOLGA: At bizim vazgeçilmezlerimizden. Çerkesya’da Kabardey  atlarına bindik. Çok beğendim oraları aslında aynı dili konuşuyoruz, aynı şeylerden hoşlanıyoruz. At bizim için de onlar için de bir yaşam sitili.

YALNIZ KALMIŞ COĞRAFYA

ERAY: Bölge gerçekten herkesin gezip görmesi gereken fakat tanıtımı yetince yapılamayan ve dünyada yalnız kalmış coğrafyalardan bir tanesi. Binicilik, onların da bizim de ata sporumuz. Biz bundan sonra sık sık oradaki yarışlara katılarak, buradaki yarışlara onları davet ederek köprü oluşturmak istiyoruz. Ata sporumuz olmasına rağmen dünyanın birçok ülkesinden geride olduğumuz binicilik sporunu daha ileri taşıma gayreti çinideyiz.

DÜNYANIN EN DAYANIKLI ATLARI

HALUK: 6-7 yıl önce başka bir arkadaşımız gitti orada koştu ve gelirken 5 at getirdi. Kabardey atları kitapta; ‘Kafkas atı’ diye geçer. En büyük özelliği ciğer kapasitesinin yüksek olmasıdır. 5 bin metre yükseklikte nefes alabilir, bin km yol yapabilir. Hızlı değillerdir ama dayanıklılıkta onlara rakip olabilecek başka bir at yoktur. Bu sporda at kadar binicisinin de dayanıklı ve sabırlı olması gerekir. Murat Yalçıntaş’ta o var üstüne de tekniği koyduktan sonra yavaş yavaş oluyor. Biz iki yılda 80 km’leri bitirdik şimdi hedef olarak 100 km’lik yarışlar kaldı.

ÇERKEZLERDEN ÖZÜR DİLENMELİ

DÜNDAR: 28 Mayıs 1864’te atalarımız sürgün edilmiş haksızlık yapılmış ve bugüne kadar hakkı verilmemiş, özür dilenmemiş bir halkız. Bizim böyle acı bir günümüz var biz onu tam anlamıyla hala insanlara anlatmanın gayreti cicindeyiz. Coğrafyamızı güzel yerlerimizi anlatmaya fırsatımız bile olmadı daha en önemli meselemizi anlatamadık maalesef. Bu virüs belası gittikten sonra umarım en azından turizm anlamında oraya katkı sunmaya çalışırız umudum var.

Murat Yalçıntaş

Haluk Yüksel

İsmail Eray Çokal

Tolga Pekçan

Sıtkı Doğuşlu

Ertuğurul Demir

Muzaffer Çilek

Ümit Tekcan